Ailem ve Ben
 
Kuş gribi
Ben Banvit’te yönetici olarak çalışıyorum, aynı zamanda da Çocuğum ve Ben dergimizin editörlüğünü yürütüyorum. Son dönemde Kuş Gribi’nin neden olduğu endişeleri gördükten sonra ben de düşüncelerimi ve bildiklerimi sizlerle paylaşmak istedim. Çünkü anne-baba olarak bu konuyla ilgili kafanızdaki ilk sorunun “artık çocuklarımıza tavuk-hindi eti ve yumurta yediremeyecek miyiz?” olduğunu biliyorum.

Hepiniz korku içindesiniz, çünkü yıllardır yaşadığımız trajikomik olaylar sayesinde ne medyaya ne de hükümet yetkililerine karşı güvenimiz kalmadı. Biri çıktı hormon dedi, ortalığı ayağa kaldırdı. Hükümetten uzun süre tıs çıkmadı, medya davul çalmaya devam etti ve bir süre sonra ortalık yatıştı. Yapılan araştırmanın sonucuna göre bu hormon tartışmalarından en çok etkilenen kesim medya mensupları çıktı. Şimdi de Kuş Gribi karşısında hükümet tüm önlemlerimizi aldık diyor, medya ilk günlerden sonra provokasyondan vazgeçti, gerekli önlemleri anlatıp ambalajlı pilici rahatlıkla yiyebilirsiniz diyor ve bu defa da kimse kimseye inanmıyor. Artık kafalar karıştı!

Bu seferlik kendimi yaşanan bu korkunun dışında tutuyorum, çünkü işin içindeyim. Birçok bilgi kaynağına ilk elden ulaşma imkanım var, üstelik yapılanları biliyorum ve görüyorum. Her şeyden önce Banvit’in üretim koşullarını çok iyi tanıyorum. Kendimi bu korkunun kısmen dışında tutarken hala güvenle kendi piliç ve hindimizi yemeğe devam ettiğimi söylemek istedim. Evet, kızımla birlikte her gün pilicimizi yemeğe devam ediyoruz. Beyaz et zaten kırmızı et gibi az pişmiş yenmez. Mutlaka içinde pembelik kalmayana kadar pişirmek gerekir, dolayısıyla alışkanlıklarımızda bir değişiklik yapmadık. Ama sitenin bakkalından aldığım açık yumurtadan vazgeçtim, artık marketten kartonlusunu ve bildiğim markayı alıyorum. Bir de sabahları kızıma göz yumurta değil peynirli omlet pişiriyorum.

Ama sizler çekinmekte yerden göğe kadar haklısınız. Belki çoğunuz entegre bir kanatlı üretim tesisinin neye benzediğini bile bilmiyorsunuz. Çok normal, ben de Banvit’e “gelin” gitmeden önce böyle modern tesis ve çiftlikleri hayal bile edemezdim. Biogüvenlik önlemleri o kadar sıkı ki, bu olay patlak vermeden önce bana “sıkıcı” bile geliyordu. Bir kümese girmek için her adımda bir dezenfeksiyon kabına bas, önlük giy, özel çizme giy ve geri döndüğünde saldığın dezenfektan kokuları yüzünden kimse yanına yaklaşamasın. Şimdi bu dezenfeksiyon önlemleri çok daha artmış durumda... Kuş Gribi virüsünün bu şartlar altında Banvit’in herhangi bir sürüsüne bulaşması imkansız. Çünkü

  • Her şeyden önce virüs göçmen kuşların dışkılarından bulaşıyor. Ama bizim piliç ve hindilerimiz kümes dışındaki yeryüzüne 1 salise bile ayaklarını basamıyorlar.
  • Diyelim ki sürülerin bakıcıları dışarıdaki bu pisliklere bastılar kümese ulaşana kadar maruz kalacakları dezenfeksiyon virüsün yaşamasına gerçekten fırsatı vermez.
  • Bizim tüm yetiştiricilerimiz sürekli devam eden eğitim programlarına katılırlar. Hepsinin hijyen ve biogüvenlik konusunda bilgi ve bilinç düzeyleri yüksektir. Ama diyelim ki yanında çalıştırdığı bir bakıcı fazla dikkatli değil sevgili anneler, şu anda çiftlik çalışanlarının çok zorunlu haller dışında çiftlik dışına çıkışları yasak. Çiftlik içerisi ise zaten dezenfekte ediliyor.
  • Siz yasak koyun, onların çıkıp çıkmadığını nereden biliyorsunuz ki diyebilirsiniz. Tüm damızlık kümeslerine giriş – çıkış kontrolü için güvenlik elemanları dahi yerleştirildi.
  • Virüsün tüm bu engelleri aşıp, kapalı kümes içindeki hayvanlarımıza bulaştığını varsayalım. Hastalığın kuluçka süresi 1-4 gün arasında değişiyor. Kuluçka süresi tamamlanır tamamlanmaz hayvanlar aniden ölüyor. Yani enfekte bir sürünün kesime gelmesi neredeyse imkansız.
  • Diyelimki enfekte olmuş bir sürü, hastalığın kuluçka döneminin en başında ve sürünün kesim yaşı gelmiş. Hiçbir belirti olmadığı için hayvanlar kesime alınmış. İşte virüsün normal pişirme şartlarında öldüğü bilgisi bizi ancak bu aşamada ilgilendiriyor.

Düşünün, virüs tüm biogüvenlik önlemlerini aşmış, üstelik tam da kesim yaşı gelmiş bir sürüyü bulmuş ve o piliçler veya hindiler kesilip paketlenmiş, siz de o paketlerden birini satın alıp eve getirmişsiniz. Her zaman yaptığınız gibi iyi pişirin, o virüs ölüyor. Bu durumun aksine şimdiye kadar rastlanmadı ve bunu söyleyen Banvit değil Dünya Sağlık Örgütü (WHO).

Kesinlikle vurdumduymaz bir insan değilim, aksine sağlık konusunda oldukça pimpirikliyim. Deli danadan beri kırmızı etle aram hala bozuk. Allahtan Banvit kırmızı et işine de girdi de yakında çok sevdiğim “T-Bone”’lardan yiyebileceğim. Öte yandan hormon tartışmalarıyla bebaber domates ve çilekten uzaklaştım, sadece küçüklerini alıyorum. Kuş Gribi’nde de benim kafama en çok sebzeler takıldı. Yani göçmen kuşların dışkıları mesela tarladaki marula bulaştı, ben o marulu kaynatmadan yemek zorundayım çünkü salata yapıyorum. Belki size şaka gibi geliyor ama ben bunu gerçekten düşünüyorum ve o yüzden gidip marketten paketlenmiş marul alıyorum. Çünkü bir kere sebze işleyen bir tesisi gezdim ve o sebzelerin nasıl iyi temizlendiğini gözlerimle gördüm. Peki ya evcil hayvanlar? Köpeğimiz Balkız artık sadece beton üzerinde yürüyüyor ve etrafını koklayıp burnunu bir yerlere sokması yasak!

Sevgili anneler, 1985 yılında herkes malını lebalep satarken taze pilici poşete koyup satmaya çalışan ilk üretici Banvit. Banvit o günden beri güvenilir bir marka çünkü bu markanın arkasında duran ciddi bir kurum ve büyük bir aile var. 5000 kişilik bir ordu bu markayı yürekten severek ona hayat vermeğe devam ediyor. Ben bu sürecin son 15 yılına şahidim. Emin olun bu ordunun başındaki kurucu ve yöneticiler tüketicilerine zarar verecek bir tehlikeyi değil görmek, hissettikleri anda şirketin kapılarını hiç tereddüt etmeden kapatırlar. Bize güvenebilirsiniz.

Hepinize sağlıklı günler,

İlgi Görener
Banvit A.Ş
Kurumsal Gelişim ve İletişim Direktörü